Hikayesi

📍 Yer: Eskişehir, Türkiye
👥 Katılanlar: Onur – Berat – Yasin – Necati
🎮 Etkinlik Hikâyesi: 

İzmir buluşmasının ardından, bu kez rota değişti.
Sebep netti: Berat’ın annesinin daveti.

Plan basitti…
Ama yolculuk, hiç de öyle olmadı. Neco İstanbul’dan, Yasin Ankara’dan, Onur ise Gölcük’ten çıkacaktı. Ama bu planın içinde küçük bir “detay” vardı: Neco, ilk kez motorla uzun yol yapacaktı. 250cc’lik Honda ile.

“Yapamazsın” diyenler oldu.
O da klasik cevabı verdi: “Deneriz.”

Derken Onur’dan teklif geldi:
“Motorla geliyorsan, beni de al. Otobüsle uğraştırma.”

Plan bir anda iki kişilik maceraya dönüştü. Cuma günü saat 16:00. Neco yola çıktı. Yavaş yavaş İzmit’e ulaştı. Kısa bir bekleyişten sonra Onur’la buluştular ve birlikte Eskişehir yoluna girdiler. Sonbaharın serinliği, rüzgarın sertliği… Ama ikisinin de umrunda değildi. Tırlar arasında, rüzgara karşı, bağıra bağıra şarkı söyleyerek ilerlediler. Yavaş… ama keyifli. Ta ki o soruya kadar:

“5 dakika daha erken varmak ister misiniz?” Neco “Evet” dedi.

Ve her şey değişti. Navigasyon, onları ana yoldan çıkarıp bir dağ yoluna soktu. Issız. Karanlık. Sessiz. Ne bir ışık, ne bir araç. Sadece motorun farı… ve rüzgar. Bazı anlar vardı ki hız 20’ye kadar düştü. Rüzgar sadece esmekle kalmıyordu, savuruyordu. Ve o an…

Onur:
“Allahım nolur rüzgar kesilsin.”

Dua bitti. Rüzgar arttı. Öyle ki Neco motoru durdurmak zorunda kaldı. Belki de hayatlarının en hızlı cevaplanan duasıydı… Ama yanlış yönde. Her çıkışın bir inişi vardı. Yokuş aşağı başladıklarında, o yol bir anda keyfe dönüştü. Rüzgar arkadan esiyordu artık. Ve şehir yaklaştıkça… Sabır azaldı. Neco’nun gaz koluyla ilişkisi biraz daha “samimi” hale geldi. 130… 140… Artık sadece varmak istiyordu.

Ve vardılar. Motor park edildi. Kapı çalındı. Eskişehir buluşması resmen başladı.  Önce Gökhan Abi, ardından Ayfer Abla ile tanıştılar.
Ev sahipliği… tarif edilecek gibi değildi. Ne eksik vardı, ne mesafe. Daha ilk dakikadan “ev gibi” hissettirdi. Yasin gecikecekti. Ama masa hazırdı. Ayfer Abla’nın o meşhur çağrısı geldi:
“Hadi sofraya.”

Masada bir yemek vardı: Cıldırgış. Merak edilen, övülen, beklenen… İlk lokmalar alındı.

Neco: temkinli.
Onur: kontrolsüz.

Onur hiç düşünmeden daldı. Sarımsak? Problem değil. Neco ise farklı bir yol seçti.

“Ketçap”

Evet… O geleneksel yemeğe ketçap sıktı. Berat için o an, tarihe geçti: “Kültür katli.”

Yasin geldiğinde ekip tamamlandı.Artık dört kişiydiler.Planlar yapıldı. Ama çok sürmedi. Tüm planlar o sözle kesildi: “Hadi yatalım.”

Ertesi gün, güzel bir kahvaltıyla başladı.  Sonrasında şehir turu. İlk durak: Masal Şatosu ve çevresi. Minyatürk, hayvanat bahçesi… Bir noktada bir dinozor heykeli gördüler. Duruldu. Fotoğraf çekildi. Ve grubun orada olmayan farklı bir üyesine  selam gönderildi: Akın. Sonrasında Devrim Arabası. Ardından Odunpazarı. Yürüyüşler, keşifler… Ve en kritik durak: Yemek.

-Çi börek.
-Balaban kebabı.

Lezzet? Üst seviye. Ağırlık? Daha da üst seviye. Çözüm basitti: yürümek. Porsuk Çayı’na kadar yürüdüler. Yaktılar mı? Belki. Ama değdi. Dönüşte tramvay. Sonrasında küçük bir sürpriz: AVM ziyareti. Ayfer Abla’yı iş yerinde ziyaret etmek, günü tamamlayan detaylardan biri oldu. Akşam… yorgunluk vardı. Ama o tatlı yorgunluk.

Pazar sabahı… Ayrılık günü. Kimse erken kalkmak istemedi ama herkes uyanıktı. Bir yanda gidiş, bir yanda son kahkahalar. Neco dönüş yoluna tek başına çıktı. Onur ve Yasin birlikte Ankara’ya geçti.

Neco’nun rotası uzundu:
Eskişehir → Bursa → Yalova → İstanbul.

Ama bu sefer yalnızdı. Ve belki de en iyi kısmı buydu. İstediği yerde durdu. İstediği yerde fotoğraf çekti. Kimse acele etmiyordu. En son feribotta derin bir nefes aldı. Ve o an fark etti: Bu sadece bir yolculuk değildi. Bu, NinethyNine’ın ikinci büyük buluşmasıydı.

Ama belki de ilk kez… “neden yapıyoruz bunu?” sorusunun cevabı bu kadar netti.

Çünkü bazı yollar var… Varılacak yer için değil, paylaşılacak anlar için gidilir.

Scroll to Top