Hikayesi

📍 Yer: İzmir, Türkiye
👥 Katılanlar: Onur – Berat – Necati
🎮 Etkinlik Hikâyesi:

NinethyNine tarihinde bir ilk yaşandı.
Bu buluşma, diğerleri gibi akışına bırakılmadı. Baştan belliydi: günler planlandı, rota çizildi. Ama yine de işin doğası gereği, hiçbir şey tam olarak planlandığı gibi gitmedi.

Her şey Neco’nun İzmir’e inişiyle başladı. Onur onu havalimanında karşıladı. İlk durak hızlıca Gaziemir oldu. Yol yorgunluğu çok düşünülmeden çözüldü: Schnitzel ve İzmir sıcağının üstüne güzel gelen buz gibi bir kola. Uzun uzun oturulmadı ama o ilk mola, günün tonunu belirledi.

Ardından Karşıyaka.
Orada, hikâyeye üçüncü bir karakter eklendi: Murat Abi.

Kısa bir tanışma diye başlayan şey, çay ocağında uzayan bir sohbete dönüştü. Çaylar geldi, muhabbet koyulaştı. Ne abartılıydı ne yüzeyseldi… ama tam yerindeydi. O masadan kalkıldığında herkes birbirini “tanımıştı.”

Gün sahilde devam etti. Yürüyüşler, bankta oturmalar, arada susup sadece denize bakmalar… Sonra tekrar hareket. Küçük bir alışveriş turu, alınan hediyeler. Ama günün asıl sürprizi dönüşte geldi.

Bir dondurmacı, İzmir’in Meşhur Dede Dondurmacısı… Neco’nun ilk kez denediği “narlı dondurma”, beklenenden fazla etki yaptı. O kadar ki, karışık bir kutu yaptırıldı ve o kutu sadece o günle kalmadı… sonraki akşamların da parçası oldu.


İkinci gün daha enerjik başladı. Kahvaltı hafif değildi, hatta biraz fazla ciddiydi. Nohut ekmeğinde sosisli kumru. Neco ikinciyi denedi ama yarı yolda kaldı. Sistem açıkça “yeter” dedi.

Sonrasında bisikletler sahneye çıktı. Sahil boyunca keyifli bir tur başladı. Her şey normaldi… ta ki Murat Abi tekrar görünene kadar.

“Yetişebilir miyiz?” diye sordu Neco Onur’a; cevap uzun bir “yoook”du. Ama yine de denediler.

Sorunun tek problemi şuydu: Yarıştan Murat Abi’nin haberi yoktu.

Adam kendi halinde basıp gitti. Arkasında iki kişi, nefes nefese, ter içinde, pes etmemeye çalışarak… Eve vardıklarında gerçek ortaya çıktı: Murat Abi çoktan gelmişti. Üstüne bir de duş almıştı. O an, günün en net anısı olarak kaldı.

Akşam saatlerinde ekip tamamlandı. Berat geldi. Evde verilen küçük bir hediye, ardından açılan bir film… Üçlü ilk kez aynı ortamdaydı. Gün, sakin ama tamamlanmış bir şekilde kapandı.


Üçüncü günün sabahı, planlı değildi ama mükemmeldi.

Berat koltukta, Neco yerde uyku tulumunda.
Sabah ilk ses:
“Günaydın solucan.”

O cümlenin koparttığı kahkahadan sonra evde ciddi bir başlangıç yapma ihtimali kalmadı zaten.

Vapurla Alsancak’a geçildi. Şehir değişti, tempo değişti. Zeynel Ergin’de yenilen kumru, Neco için “bir tane daha olsa yerim” noktasında bitti. Ardından anime figürcüsü… küçük ama önemli bir durak. Neco koleksiyonuna ekledi, Onur da ilk figürünü aldı.

Yürüyüşler devam etti, ardından İzmir bombası. Sahilde, İzmir’in dalgalarına karşı oturulup yendi. 

Sonra bir karar alındı. Ve o karar, günün yönünü değiştirdi: Kung Fu Panda 4.

Film bittiğinde herkes aynı şeyi düşünmüyordu. Onur ve Berat için gayet iyiydi. Ama Neco için… hayal kırıklığı. Günün geri kalanı boyunca söylenip durdu.

Akşamüstü Tarihi Asansörde gün batımı izlendi. Kısa bir sessizlik, güzel bir manzara.
Ardından yemek.

Neco’nun istediği şey basitti: kremalı tavuklu makarna.
Onur’un tepkisi daha basitti: “Makarnaya para mı verilir?”

Yine de yendi. Ve yemek bittikten sonra Onur’un fikri değişti.

Gece kısa bir keşifle devam etti. Barlar sokağına girildi… ve çok hızlı bir şekilde çıkıldı. Çıkışta yapılan espriler, günün kendisi kadar komikti.

Sonrası yine sahil, yine vapur, yine sakin bir dönüş.


Dördüncü gün, diğerlerinden farklıydı. Şehir geride bırakıldı.

Uzun bir yolculuk, ardından kale ve Efes.
Taşlar, sütunlar, eski duvarlar… Etraf sadece “gezilecek yer” değildi, hissedilecek bir şeydi. Ekip bir süreliğine yavaşladı. Daha çok baktı, daha az konuştu.

Bol bol fotoğraf çekildi.
Arada espriler yapıldı.
Neco, iki büyük büstle geri döndü.

Dönüş yolu uzundu ama ağır değildi. Eve varırken herkes yorgundu, ama o yorgunluk iyi gelmişti. Gün, birlikte yenilen bir yemekle kapandı.


Son gün sessizdi.

Neco erkenden ayrıldı. Ardından Onur ve Berat, Alsancak’ta kısa bir tur attı. Hediyelikler alındı, son bir yürüyüş yapıldı.

Otogarda vedalaşıldı.


Bu buluşmadan geriye çok fazla fotoğraf kalmadı.
Bir kısmı kırılan bir telefonla gitti.
Bir kısmı kapanan bir hesapla.

Ama hiçbir şey eksik hissettirmedi.

Çünkü bazı buluşmalar fotoğraflarla değil, detaylarla hatırlanır.

Ve bu, NinethyNine’ın ilk planlı buluşmasıydı…
ama en doğal olanlardan biri olarak kaldı.

Scroll to Top